Tarihe Vefasızlık, Eğitime Saygısızlık: İstanbul’un Müzelerinden Okul Koridorlarına Uzanan Acı Tablo
Son Güncelleme: 29 Mart 2026 – 23:43
Toplum olarak hem tarihi mirasımızla hem de geleceğimizi inşa eden eğitim sistemimizle olan imtihanımız her geçen gün daha da ağırlaşıyor. Bir yanda dar alanlara sıkıştırılan asırlık İstanbul Arkeoloji Müzeleri, diğer yanda “müşteri daima haklıdır” zihniyetiyle ezilen öğretmenler… İşte Türkiye’nin kültürel ve sosyal çıkmazına dair çarpıcı tespitler!
BÖLÜM 1: TARİHİ MİRASIMIZ CAN ÇEKİŞİYOR
İstanbul Arkeoloji Müzeleri Acilen Genişletilmeli! İstanbul Arkeoloji Müzeleri, tarihsel süreç bakımından dünyadaki ünlü müzelerden asla geri kalmış bir kurum değildir. Ta 1840’lı yıllardan itibaren İstanbul, eldeki teknik kısıtlamalara rağmen eyaletlerdeki eski eserleri tespit etmeye ve arşivlemeye özen göstermiştir. Fethi Ahmet Paşa’nın, Aya İrini Kilisesi’ni salt bir silah deposu olmaktan çıkarıp arkeolojik malzeme toplamaya başlamasıyla atılan bu temeller, bugün üç ana bölüme ayrılan devasa bir külliyeye dönüşmüştür.
Ancak bugün İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin çok daha geniş bir alana yayılması şarttır!
- Birinci Alternatif: Sultanahmet Meydanı’ndaki eski Tapu ve Kadastro (Defter-i Hâkânî) binasıdır. Ne yazık ki bu bina şu an yetersiz bir düzenlemeyle, fakir bir Ayasofya Müzesi tarzında ziyarete açılmıştır.
- İkinci Alternatif: Yedikule surları civarındaki havagazı tesislerinin alanıdır. Şehrin tarihi güzelliğini bozan ve Bizans dönemi alt katmanlarını tahrip eden bu bölgedeki gereksiz yapılar derhal istimlak edilerek müzeye tahsis edilmelidir.
“Konstantin’in ve Theodosius’un inşa ettiği surların içinde kalan, arkeoloji dünyasının ‘Suriçi (intramuros)’ olarak adlandırdığı bölge, mevcut İstanbul’un yalnızca yirmide biri kadardır. Bu alan, her türlü vandallığa varan müdahalenin dışında tutulmalı ve büyük bir özenle sit alanı olarak muhafaza edilmelidir.”
BÖLÜM 2: EĞİTİMDE “MÜŞTERİ” ZİHNİYETİ VE ŞİDDET
Sağlıkçıdan Sonra Hedef Öğretmenler: Cehalet Sınır Tanımıyor Varoş ve kasaba çılgınları; doktorları, hemşireleri ve sağlık çalışanlarını sopalı saldırı ve silah zoruyla sindirdikten sonra şimdi de gözünü öğretmenlere ve eğitim çalışanlarına dikti. Öğretmenlere yönelik artan bu saygısızlık ve saldırılarda, memleketimizin âdetlerini benimsememekte ısrarlı olan Suriyelilerin ve bazı Iraklıların da payı yadsınamaz.
Özel Okullarda “Müşteri Velinimettir” Fiyaskosu Eğitimdeki çürümenin en net görüldüğü yerlerden biri de özel okulların mevcut yapısıdır. “Müşteri velinimetimizdir” lafının dozu, çarşıdaki esnaftan bile daha fazla kaçırılmış durumda.
- Okul müdürleri “müşteri her daim haklıdır” düsturuyla hareket ediyor.
- Özel okul öğretmenleri, velilerin bitmek bilmeyen tacizlerini ve cahilane müdahalelerini dinlemek zorunda bırakılıyor.
- Bu havayı soluyan çoluk çocuk takımı ise hızla edepsizliğe ve şımarıklığa sürükleniyor.
Bizim millet eğitimde demokrasiyi, “şamata ve küstahlık” olarak anlıyor. Saygı göstermeyi bilmeden, saygı bekliyor!
“Her Şeyin Başı Maarif” Derken Ne Ara Bu Hale Geldik? Doktoruna, hemşiresine ve eğitimcisine saygı duymayan bir toplumun sağlıklı yaşaması mümkün değildir. Özel okullar acilen çok şubeli ticari şirketler olmaktan çıkarılmalı ve sıkı bir kontrole tabi tutulmalıdır.
Mustafa Necati ekolüne mensup eğitimcilerin o meşhur sloganını hatırlamakta fayda var: “Efendim, her şeyin başı maarif!” Düzgün bir milli eğitim örgütlenmesinin, nesillerin hayatını ne kadar kısa sürede olumlu yönde değiştirebileceğini görmek zor değil. Ancak mevcut laubalilik ve ucuzluk politikası; toplumumuzun zekâsını, edep anlayışını ve kültürel hayatını yoluna koymasındaki en büyük engeldir. Yaşayan Türkiye, 50 senedir içine girdiği bu ucuzluğun bedelini maalesef çok ağır bir şekilde ödemeye başlamıştır.
KAYNAK; https://www.hurriyet.com.tr/gundem/ilber-hoca-anisina-43138539
