YERÇEKİMİNİN SIRRI ÇÖZÜLEMİYOR: 10 YILLIK DENEY BİLİM İNSANLARINI YENİDEN ÇIKMAZA SOKTU
Son Güncelleme: 12 Mayıs 2026 – 15:24
“Big G” Ölçümünde Yeni Bir Gizem
Bilim insanlarının Newton’un yerçekimi sabiti olan ve “Big G” olarak bilinen değeri hassas şekilde ölçmek için yürüttüğü 10 yıllık kapsamlı deney, beklenen netliği sağlamak yerine yeni bir çıkmaza yol açtı. ABD’deki Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsü’nde (NIST) gerçekleştirilen araştırmada elde edilen sonuçlar, önceki ölçümlerle ve uluslararası kabul görmüş verilerle uyuşmadı. Yerçekimi kuvvetinin büyüklüğünü belirleyen bu temel sabit, Henry Cavendish’in 1798’deki ilk ölçümünden bu yana geçen 225 yılı aşkın sürede hala üzerinde uzlaşılamamış bir problem olarak kalmaya devam ediyor.
Ölçüm Zorlukları ve Kör Deney Yöntemi
Yerçekiminin ışık hızı veya Planck sabiti gibi diğer fiziksel sabitlere kıyasla hassas ölçülmesinin önündeki en büyük engel, aslında oldukça zayıf bir kuvvet olmasıdır. Elektromanyetik kuvvetlerin yerçekiminden çok daha baskın olması, en küçük bir mıknatısın bile devasa bir çekim etkisi yaratabilmesi bu zorluğu gözler önüne seriyor. Araştırmacılar ölçüm sürecindeki her türlü önyargıyı önlemek adına, ince bir fiber üzerinde asılı metal kütlelerin küçük dönme hareketlerini kaydeden “torsiyon dengesi” cihazı kullandılar. Yıllarca süren kalibrasyon çalışmalarıyla sıcaklık, basınç ve çevresel etkilerin sonuçları bozması engellenirken, “kör deney” yöntemiyle sonuçlara rastgele bir sayı eklendi ve gerçek değer çalışma bitene kadar gizli tutuldu.
Sonuçlar ve Fizik Dünyasındaki Yansımaları
Deneyin sonunda ortaya çıkan Big G değeri, ekibin tekrar etmeye çalıştığı önceki deney sonucundan %0,0235 daha düşük çıktı ve genel kabul gören verilerle uyuşmadı. Araştırma ekibi lideri Stephan Schlamminger, bu farkı bir insanın boyunu ölçerken birkaç milimetre hata yapmaya benzetse de temel fizik açısından bu durumun büyük bir belirsizlik yarattığını belirtti. Bilim insanları bu tutarsızlığın arkasında henüz keşfedilmemiş fizik kuralları olabileceği ihtimalini dışlamasalar da, genel kanı sorunun deneysel hatalardan veya bilinmeyen küçük fiziksel etkilerden kaynaklandığı yönünde. Schlamminger, bu zorlu süreci insanın enerjisini emen bir deneyim olarak tanımlasa da hassas ölçüm çalışmalarının bilinmeyen sorunları ortaya çıkarma gücüne inanarak araştırmalara devam edilmesi gerektiğini vurguluyor.
Kaynak: Gazete Oksijen

